24 Temmuz 2026 Cuma

SON MÜRİD (Bölüm 2/II)


Yeliz dairesinin önüne geldiğinde anahtarını çıkarıp kapıyı açtı ve içeri girdi. Kendisini çok bitkin hissediyordu. Bir an önce yatıp uyumak istiyordu. Karnı çok açtı ama bunu umursamadı. Orada gördüklerinden sonra oturup yemek yiyemezdi. Kapıyı kapattığında salondan sesler geldiğini duydu. Bir an durakladı, sonra ağır adımlarla salona gitti. Oğlu ile eski kocasını televizyon karşısında otururken buldu. Yine abur cubura dadanmışlardı. Yeliz onlara yaklaşarak söylendi.
“Ona bunları yedirme demedim mi?”
Sonra sehpanın üzerindeki cips paketlerini ve meyve sularını toplamaya başladı. Orhan göz ucuyla ona bakıyordu. Yüzünde anlamsız bir ifade vardı ama Yeliz bunu umursamadı. Onunla ilgili olan hiçbir şey Yeliz'in umurunda değildi. Eray annesini fark etmemişti bile. Hatta sehpanın üzerinden kaldırılan cipsleri de... Gözlerinin meraklı bir halde televizyona kilitlemişti. Üç yaşında bir çocuğun ilgisini çekmek pek de zor değildi ama televizyondaki program onu etkisi altına almıştı. Yeliz mutfağa doğru ilerlerken Orhan’da oturduğu yerden kalkarak onun peşinden gitti.
“Neyin var, çok kötü görünüyorsun?” dedi Orhan. Yeliz tezgahın üzerini toplarken ona bakmadan karşılık verdi.
“Bugün biraz yoğundu.”
“Yeni büron nasıl, alıştın mı?”
“Ne demezsin...”
Orhan ona biraz daha yaklaştı ve tezgaha yaslandı. Kollarını bağlamış, bir şey söylemek için hazırlanıyordu ama Yeliz hâlâ ona bakmıyordu.
“Buraya gelirken şey oldu,” diyerek söze girdi Orhan ama Yeliz onun sözünü kesti. Ona döndü ve baygın gözlerini ona dikti.
“Baksana, Eray'ı bugün götürebilir misin? Bir gün daha sende kalsın, olur mu?”
Orhan bunu duyunca şaşırdı. Kollarını indirdi ve kaşlarını çattı.
“Yeliz, sen gerçekten iyi misin? Hastaneye gidelim mi?”
Yeliz’de tezgaha yaslandı ve şakaklarını ovaladı. Sonra derin bir iç çekti ve tekrar ona baktı.
“Bugün çok kötü bir şey gördüm. İyi değilim. Onunla ilgilenemem. Sadece bir gün daha sende kalsın, yarın getirirsin, olur mu?”
“Ceset mi? Çok mu kötüydü?”
“Korkunçtu.”
Yeliz tekrar tezgahın üzerini toplamaya devam etti.
“Olur, tabii ki götürürüm.”
“Sen ne diyecektin?”
Orhan başını hızlı hızlı iki yana salladı.
“Hiç, önemli bir şey değil.”
Yeliz ona kısa bir bakış attı.
“Söylesene.”
Orhan biraz tereddüt etti, sonra anlatmaya başladı.
“Buraya gelirken sokakta birini gördüm.”
“Sokakta sadece biz mi yaşıyoruz?”
“Hayır, tabii ama adam çok tuhaftı. Galiba aklında bir sorun vardı.”
“Herkes normal olmak zorunda değil Orhan. Eray'ın yanına git, çocuk yalnız.”
Orhan başını öne eğdi, sonra göz ucuyla ona baktı.
“O seni sordu.”
Yeliz anında durdu. Birden tüylerinin ürperdiğini hissetti. Kaşlarını çattı. Elindeki bardağı tezgahın üzerine bıraktı ve ağır ağır ona döndü.
“Beni mi sordu?”
Orhan başını dikleştirdi ve kendinden emin bir tavırla karşılık verdi.
“O senin abindi Yeliz.”
Yeliz olduğu yere çakılıp kaldı. Tüm bedeni taş kesildi. Hareket edemiyor, nefes alamıyordu. Sanki görünmez bir güç bedenini esir almış, hareket etmesini engelliyordu. Ağzı bir karış açık kalmıştı. Kısa süreli şoku atlattıktan sonra yutkundu, derin bir nefes aldı ve gözlerini birkaç kere kırptı. Doğru anlayıp anlamadığını teyit etmek için kekeleyerek sordu.
“O benim... Abim miydi?”
“Buna eminim. Senin eski eşin olduğumu söyleyince şaşırdı, sonra Eray'a baktı. Ne bileyim, çok tuhaftı. İyi görünmüyordu.”
Yeliz neredeyse algı kabiliyetini kaybedecekti. Şu an olanları kafasında onlarca kez döndürüp dolandırıyor, algılamaya çalışıyor, bunların gerçekliğini sorguluyordu.
“Ama bu nasıl olabilir ki?” diye tekrar sordu Yeliz.
Orhan onun kolunu sıvazladı ve teselli etmeye çalışarak karşılık verdi.
“En azından artık hayatta olduğunu biliyorsun Yeliz. Bu bile senin için çok büyük bir şey, öyle değil mi?”
Yeliz gözlerinin dolduğunu hissetti. Başını öne eğdi ve gözlerini tek noktaya sabitledi. Bu nasıl olabilirdi? Annesiyle abisi ortadan kaybolmuş, Yeliz ise yıllarca onları aramış, hatta artık öldüklerine inandığından dolayı bir süre sonra cesetlerini aramaya başlamıştı. Hatta onları bulmak için gerekli yetkiye ve kaynaklara sahip olabilmek için polis olmuş, cinayet masasına geçebilmek için çok çabalamıştı. Bu da yetmez gibi onların kaybının ardından hastalanan ve neredeyse aklını yitiren babasıyla uğraşmış, artık ona bakamayınca da bir bakım evine yerleştirmişti. Kısacası onların aniden ortadan kaybolmaları hem Yeliz'in hem de babasının hayatını alt üst etmişti. Şimdi de abisinin aslında hayatta olduğunu öğrenmişti. Belki annesi de hayattaydı. Yeliz hüngür hüngür ağladığının farkında bile değildi. Tüm bedeni uyuşmuştu. Hızla başını kaldırıp Orhan'a baktı.
“O nerede?” diye gelişi güzel sordu.
“Ben, onu durdurmaya çalıştım ama o arkasına bakmadan gitti.”
“Nereye?”
“Bilmiyorum ama gerçekten onu durdurmaya çalıştım.”
Yeliz hızla mutfaktan çıkıp oturma odasına gitti ve sehpanın üzerine bıraktığı cep telefonunu ve aracının anahtarını aldı. Arkasını dönmek üzereyken geri dönüp sigara paketini ve çakmağını da aldı ve hâlâ televizyona kilitlenmiş olan Eray'ın alnına bir öpücük kondurdu.
Orhan ise salonun kapısının önünde durmuş, anlamamış gözlerle ona bakıyordu. Yeliz evin dış kapısına doğru ilerlerken Orhan yine onun peşinden gitti ve merakla sordu.
“Nereye gidiyorsun?”
“Onu bulmaya.”
“Ne? Onu nerede bulacaksın ki? Hem saat çok geç. Bence bunu yarın...”
Yeliz ayakkabılarını giyip ona döndü.
“Eray'ı uyut. Fazla geç saate kadar oturmasın.”
Yeliz hızla merdivenleri inerken Orhan’da onun arkasından baka kaldı. Yeliz binadan çıkıp etrafına bakındı. Derin derin nefes alıp veriyor, şuursuzca ağlıyordu. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Olduğu yerde durup bir süre düşünmeye çalıştı ama hiçbir şey düşünemiyordu. Beyni resmen durmuştu. En iyisi emniyete gitmek ve birilerine derdini anlatmaktı. Ona ancak polisler yardım edebilirdi. Aracına binip emniyete doğru yola çıktı. Otoparka girip aracını bir yere park etti ve araçtan indi. Ağlaması durmuştu ama hâlâ nefes almakta zorlanıyordu ve vücudundaki uyuşukluk hâlâ geçmemişti. Bu sabah gördüğü vahşi cinayeti çoktan unutmuştu. Artık daha önemli sorunları vardı. Kendi çalıştığı büroya gitti ve birilerini bulmaya çalıştı. Gece mesaisinde olan bir komiser arkadaşını buldu. Bu olay cinayet masasının işi değildi ama Yeliz'in aklına şimdilik sadece bu gelmişti. Yeliz Can'ın yanına yaklaştığında, Can başını bilgisayardan kaldırıp ona hiç bakmamıştı.
“Evet,” dedi Can, bilgisayar klavyesinde parmaklarını gezdirirken.
“Benim... Benim sana bir şey anlatmam gerek.”
Can başını kaldırdı. Karşısında Yeliz'i görünce şaşırdı.
“Bu halin ne? Sen eve gitmedin mi?”
“Gittim ama geri geldim. Beni dinlemek zorundasın. Bana yardım et, lütfen.”
Yeliz'in konuşurken sesi titriyordu ve ağlamaklı bir hali vardı. Can ellerini iki yana açtı ve başını evet anlamında salladı.
“Tabii ki. Otur, anlat bakalım.”
Yeliz masanın başında dikilirken konuşmaya devam etti.
“Galiba... Galiba abim hayatta. Benim yanıma gelmeye çalışmış.”
Can gözlerini kocaman açtı ve şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen ciddi misin? O yaşıyor mu? O olduğuna emin misin?”
“Ben görmedim. Orhan görmüş. O olduğuna emin olduğunu söylüyor. Benim evimin sokağına gelmiş, beni aramış, ona beni sormuş.”
Yeliz bunları söylerken tekrar gözyaşlarına boğuldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SON MÜRİD (Bölüm 3/II)

Yeliz oturduğu yerde irkildi. Kollarını masaya, başını da kollarına dayamış uyuya kalmıştı. Gözlerini birkaç kere kırparak başını kaldırdı, ...