Cinayet Masası'nda ilk gün. Yeliz, yardımcısı olduğu başkomiserin ofisinde bulunan ve artık kendisine ait olan masaya kişisel eşyalarını yerleştiriyordu. Masanın bir köşesine küçük oğlunun fotoğraf çerçevesini yerleştirdi. Daha sonra çekmecelerini doldurdu, belindeki silahını kılıfından çıkarıp onu da kilitli çekmecesine koydu ve kilitledi. O sırada kapı açıldı ve Başkomiser Tuğrul kapıda göründü.
“Gel bakalım, ilk görevin.”
Yeliz merakla başkomisere baktı.
“Efendim?”
“Bir yangın ihbarı var, oraya gideceğiz.”
“İyi ama neden?”
“Soru sorma Yeliz, yürü hadi.”
Başkomiser kapıyı açık bırakarak ofisten ayrıldığında, Yeliz hemen biraz önce kilitlediği çekmecesini geri açıp silahını aldı ve belindeki kılıfa yerleştirdi. Sonra masanın üzerine bir göz atarak yanına alması gereken bir şey olup olmadığına baktı. Sadece sigara paketini, çakmağını ve telefonunu aldı ve ofisten çıktı. Koşarak otoparka indi ve başkomiserin çalıştırdığı araca bindi.
Yeliz araca biner binmez başkomiser gaza bastı. Yaklaşık bir saatlik uzun yolun ardından olay yerine gelmişlerdi. Etrafta herhangi bir suç unsuru göremiyordu. Buranın olay yeri olduğunu sokaktaki olay yeri inceleme ve itfaiye araçlarından dolayı anlamıştı. Araçtan indiğinde binalardan birinden siyah dumanlar yükseldiğini gördü. Buranın bir kentsel dönüşüm alanı olduğunu anladı. Sokakta bulunan bütün binalar yıkıma hazır binalardı; kapılar ve pencereler sökülmüş, balkonlar kırılmıştı. Etrafta hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Yeliz, metruk bir binanın yanmasıyla ne alakaları olduğunu hâlâ anlayamamıştı. Belki de yangın sırasında içeride biri ölmüştü. Beyaz tulumlular ve itfaiye erleri yanan binaya girip çıkıyor, birbirlerine emirler veriyordu. Başkomiser Tuğrul binaya doğru ilerlerken Yeliz’de onun peşinden gitti.
Tuğrul bir itfaiye erini durdurdu, binaya girip giremeyeceklerini sordu. İtfaiye eri içerinin güvenli olduğunu, girebileceklerini söyledi ve oradan uzaklaştı. Tuğrul ile Yeliz binaya girip merdivenleri tırmandılar. Beyaz tulumlular hızlı bir şekilde yanlarından geçip gidiyordu. Birinci kata ulaştıklarında neredeyse bütün ekiplerin bu katta dolaştıklarını görünce olay yerinin burası olduğunu anladılar ve ekipleri takip ettiler. Yeliz, genzinin yanmasıyla birkaç kere öksürdü. Yangın söndürülmüştü ama duman hâlâ boşalmamıştı. Savcı ortalıkta görünmüyordu, henüz gelmemişti. O gelmeden alabildikleri kadar bilgi almalılardı. Savcının bu davayı onlara verip vermeyeceğini henüz bilmiyorlardı çünkü ortada henüz bir cinayet olup olmadığı belli değildi. En azından Yeliz'in bildiği kadarıyla. Belki de başkomiser her şeyi biliyordu ama ona açıklama yapmakla zaman kaybetmek istememişti.
Islak koridorda biraz yürüdükten sonra bir odaya girdiler. Bulundukları katın birçok yeri yangından hasar görmüştü; tavan ve duvarlar simsiyah olmuştu ama girdikleri odada ne duman vardı ne de tavanda ve duvarlarda is. Burası yangından hiç etkilenmemişti. Bu çok tuhaftı çünkü kattaki her yer alevlere teslim olmuşken buranın nasıl sağlam kaldığına dair hiçbir mantıklı açıklama yoktu.
Yeliz, teknisyenlerin yoğunlaştığı yere yaklaşınca gördüğü manzara karşısında dehşete düştü. Bu, Cinayet Masası'ndaki ilk günü dolayısıyla hayatında gördüğü ilk cesetti; tabii izlediği film ve belgesellerdeki cesetleri saymazsa. Bu görüntüye fazla dayanamadı. Etraftakilere belli etmemek için gayret göstererek arkasını döndü, derin derin nefes alıp vermeye çalıştı ama koridordaki dumandan ve yanmış et kokusundan başka bir koku alamadı. Bu kokular onun midesinin bulanmasına neden oldu. Gözleri yaşarıyor, elleri titriyordu. Dizlerinin bağının çözüldüğünü hissediyordu. Kusmamak için kendisini olabildiğince zapt etmeye çalışıyordu. Burada bu saçmalığı yaparak herkese rezil olmak istemiyordu.
Tuğrul cesede iyice yaklaşmış, inceliyor, bir yandan da teknisyenle konuşuyordu.
“Yanmış mı bu?”
“Evet başkomiserim, tamamen yanmış ama bana kalırsa kontrollü bir yanma.”
“Nasıl?”
“Ceset yanmış ama tamamen yok olmadan söndürülmüş. Bakın, bu bilinçli yapılmış. Ayrıca itfaiye buraya girdiğinde tuhaf bir şey keşfetmiş. Kapının dışında bir madde tespit edilmiş, muhtemelen yangına dayanıklı bir madde. Örnek alıp teste gönderdik. Ayrıca kapının altı ıslak havlularla kapatılmış.”
Yeliz duydukları karşısında şaşkına döndü. Cesaretini toplayarak cesede döndü ve kendisini zorlayarak inceledi. Ceset bir küvetin içinde sırt üstü yatıyordu. Duvardaki fayanslara bakılırsa burası banyo olmalıydı ama her şey sökülmüştü. Ayrıca küvet zemine sabitli değildi, muhtemelen sonradan yerleştirilmişti. Tuhaf olansa cesedin bulunduğu küvetin yarısına kadar çamurla dolu olmasıydı. Yeliz buna bir anlam veremedi. Ceset diğer her yer gibi yanmış ama tamamen yok olmadan söndürülmüş ve yanmaktan korunan bir odaya, çamur dolu bir küvetin içine bırakılmıştı. Bu bir kaza değildi, bu bir cinayetti.
“Muhtemelen yeni olmuş, öyle değil mi?” diye sordu Yeliz.
Teknisyen ona baktı. Yüzündeki cerrahi maskeyi çıkarmadığından dolayı yalnızca gözleri görünüyordu.
“Yangını caddede bulunan bir iş yeri sahibi ihbar etmiş. İtfaiye beş dakikadan kısa süre içinde buraya gelmiş ama ceset soğuk.”
Tuğrul araya girdi.
“Yani ceset daha önceden yakıldı, belki de başka bir yerde. Sonra buraya getirildi, burası hazırlandı ve bina yakıldı. Sonra da bunu yapan canavar kimse kaçıp gitti.”
“Ben de böyle düşünüyorum başkomiserim,” dedi teknisyen. “Burada yakılmadığını düşünüyorum. İtfaiyeye göre buradaki yangından kimse kolay kolay kurtulamazmış. Her yerde elektrik kabloları var. İşçiler elektrikli aletlerle çalışıyormuş ama itfaiye, elektrik akımı tehlikesine karşı bütün kabloları topladı. Yani ceset bina ile beraber yakılsaydı, bunu yapan kişinin onu buraya taşıyacak, burayı hazırlayacak ve kaçacak fırsatı olmayacaktı.”
“Belki de burası çoktan hazırdı, sadece cesedi yerleştirdi ve şu açıklıktan kaçtı. Olamaz mı?” diye sordu Yeliz.
Teknisyen gözlerini devirerek ona baktı.
“Komiserim, içerisi duman altı ama ben size cesedin soğuk olduğunu söylüyorum.”
Tuğrul kaşlarını kaldırdı ve derin bir iç çekti.
“Cinayet Masası'ndaki ilk günü, alışacak.”
Teknisyen ona bakıp başını salladı. Yeliz ise cesede bir kez daha baktı ve arkasını dönüp koşarak oradan çıktı. Binadan çıkmaya fırsatı olmadı, olduğu yerde kustu. Kustukça boğazı yanıyor, kusmuğun acı tadını alınca daha çok midesi bulanıyordu. Etraftakiler bir an durup ona baktılar. Olay yerinde kusmuş, herkese rezil olmuştu. Bu tamamen acemice bir davranıştı. Cinayet Masası'ndaki ilk gününde kendisinden bu performansı beklemiyordu. Belki de bu iş ona göre değildi; bunu kendisi de biliyordu ama kendisini buna mecbur hissediyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder