Timur aniden gözlerini açtı. Başını kaldırdığında bir adamın ayağıyla, onun bacağını dürttüğünü gördü. Ağır ağır toparlanırken gözlerini birkaç kere kırparak ayılmaya çalıştı.
“Burada yatamazsın, defol git. Burası iş yeri.”
Timur etrafına bakınarak nerede olduğunu algılamaya çalıştı. Dün gece bir iş hanına girmiş ve bulduğu ilk yere yerleşmiş, orada uyuyakalmıştı. Şimdi de kovuluyordu.
“Tamam tamam, gidiyorum. Beni rahat bırak.” dedi Timur.
Adam ona aşağılayıcı gözlerle bakarak yanından uzaklaştı ve iş yerine girdi. Timur da yere yatak olarak serdiği giysilerini toplayıp çantasının içine koydu ve ayağa kalktı. Dışarı çıktığında durdu ve derin bir nefes aldı. Bitkin, yorgun ve açtı. Neredeyse iki gündür tek lokma yememişti.
Biraz önce iş hanında yaptığı şeyi başka bir yerde yapmış, dışarıda uyumuştu. Ama bu bilinçsizce olmuştu, yorgunluktan dolayı oturduğu yerde uyuya kalmıştı. Bu yüzden hem telefonunu hem de üzerindeki tüm parasını çaldırmıştı. Oysaki Almanya'dan buraya gelirken yanında onu epey idare edecek miktarda parası vardı. Polise de gidememişti. Nerede polis görse dikkat çekmeden kaçmaya çalışıyor, onlardan uzak duruyordu. Bunun nedenini bilmiyordu ama ona göre polis tehlikeydi, korkunçtu. Polis görünce kaçılırdı. Bu, beyninde böyle yer etmişti ve bu bilinçli olarak yaptığı bir şey değildi, dürtüseldi. Ama bunun neden beynine bu şekilde yerleştiğini bilmiyordu.
Çocukken, büyüdüğünde polis olmak istiyordu ama şimdi onları birer canavar olarak görüyor, onlardan korkuyordu. Belki de bunun nedeni hayatında hatırlamadığı o birkaç yıllık zaman diliminde yaşadığı bir olaydı. O zamanlara geri dönmeyi ve yaşadığı her şeyi en azından bir yerlere yazmayı çok isterdi. Belki de yazmıştı ama bunu da hatırlamıyordu. Hatırladığı tek şey lise dönemi, annesi, babası ve kız kardeşiydi. Hepsi bu.
Belli bir zamandan sonra yaşadığı bazı şeyleri şu an hâlâ hatırlıyordu ama hayatının birkaç yılı onun beyninden tamamen kesilip atılmıştı. Ne kadar süre olduğunu bile bilmediği o birkaç yıl yoktu. Kim bilir neler yaşamıştı.
Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmeden yürümeye başladı. Acaba tekrar o eve gitmeli miydi? Acaba kız kardeşi onu kabul edecek miydi, yoksa onun suratına tükürüp kovacak mıydı? Bundan bile emin değildi.
Onu en son ne zaman gördüğünü hatırlamıyordu. Acaba onu gördüğünde tanıyacak mıydı? Ne kadar değişmişti? Hayatında neler olmuştu, neler yaşamıştı? Her şeyi merak ediyordu.
Timur dün akşam kaçar gibi uzaklaştığı sokağa tekrar girdi. Etrafa bakınarak ağır ağır yürüdü. Biraz sonra durdu. Ona hiç de yabancı gelmeyen bir bina gördü. Durup bir süre binaya baktı. Binayı hatırlamıştı ama bunun dışında başka hiçbir şey hatırlamamıştı. Kaçıncı kata çıkması gerektiğini bilmiyordu.
Binaya yaklaşıp herhangi bir zile bastı ve bekledi. Biraz sonra kapı açıldı. Binaya girip kapıyı kapattı ve etrafa bakındı. Yukarı çıkan dar bir merdiven vardı. Zemindeki fayanslar tarihten kalmaydı. Duvarların rengi solmuş, sıvaları dökülmüş, yer yer çatlaklar oluşmuştu. Oldukça eski bir binaydı. Bu binaya en son ne zaman girdiğini hatırlamıyordu. Muhtemelen yirmi yıl önceydi.
Üst kattan birinin seslendiğini duydu. Ağır ağır merdivenleri tırmanıp birinci kata çıktı. Kapıda orta yaşlarda bir kadın vardı. Meraklı gözlerle ona bakıyordu.
“Ben oğlum geldi sanmıştım. Siz kimsiniz?” diye sordu kadın onu baştan aşağı süzerken.
“Şey, ben birine bakmıştım. Yeliz, Yeliz Çınar. Onu tanıyor musunuz acaba?”
“Binada iki tane Yeliz var. Öğrenci olana mı baktınız, komiser olana mı?”
Timur kaşlarını çattı.
“Komiser mi?”
Komiser. Polis.
Timur tüm vücudunun titrediğini hissetmeye başladı. Kardeşi şu an yetişkin bir kadındı. Dolayısıyla komiser olan Yeliz olmalıydı.
“Siz kimsiniz? Hangisine geldiniz?” diye sordu kadın ısrarcı bir tavırla.
“Ben... Şey, sanırım komiser olana.”
“Sanırım mı?”
“Evet, komiser olana geldim.”
“Bir üst katta oturuyor ama şu an evde değil. Ne zaman gelir bilmiyorum. İsterseniz arayıp haber vereyim.”
Timur düşünmeye bile gerek duymadı. Kadına net bir cevap verdi.
“Hayır, gerek yok. Ben daha sonra tekrar uğrarım.”
Timur merdivenleri hızla inerken kadın meraklı bir hâlde onun arkasından baktı. Timur kendisini dışarı attığında nefes nefeseydi. Derin derin nefes alıp veriyor ama hava ciğerlerine ulaşamadan yarı yolda tekrar dışarı çıkıyordu. Bu kez vücudu oksijensizlikten uyuşmaya başladı. Birkaç adım attı ama daha fazla gidemedi. Yere çömelip sakinleşmeye çalıştı.
Kardeşi bir polisti. Bunu nasıl yapacaktı? Onunla nasıl karşı karşıya gelecekti? Onun hayatına nasıl girecekti?
Bunu yapamazdı. Bu çok korkunç bir durumdu. En iyisi şimdiye kadar yaptığını yapmaktı; ondan uzak durmak. Şimdiye kadar o yokmuş gibi nasıl yaşadıysa aynı şekilde yaşamaya devam etmekti. Ama onu çok merak ediyordu. Belki onu bulup sadece uzaktan seyrederek hasretini giderebilirdi ama onunla karşı karşıya gelemezdi. Polis olması her şeyi değiştirmişti.
Timur başladığı yere geri dönmüştü. Boşu boşuna heveslenmiş, beklentiye girmişti ama bütün hayalleri yerle bir olmuştu. Hiçbir zaman bir ailesi olamayacaktı. Onun istediği tek şey buydu; küçük bir aile.
Belki de babasının peşine düşmesinin zamanı gelmişti. Eğer hâlâ hayattaysa, kız kardeşini bulduğu gibi onu da bulabilirdi. Bunu nasıl yapacağını bilmiyordu ama deneyecekti. Bunun için önce kendi geçmişini araştırmalıydı ama her şeyden önce yapması gereken şey bir iş bulmaktı.
Sokakta dilencilik yapamayacağına göre bu şekilde devam ederse açlıktan ölecekti. Su ihtiyacını camilerin şadırvanlarındaki musluklardan gideriyordu ama yiyecek ihtiyacını gideremiyordu. Kendisine uygun bir iş aramak için oradan uzaklaştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder