22 Temmuz 2026 Çarşamba

SON MÜRİD (Bölüm 1/I)


Güneş tam tepedeydi. Sıcaklık dayanılmaz derecede bunaltıcıydı. Saat öğlenin biriydi. Bu havada, bu güneşin altında beklemek akıl kârı değildi ama Efe hiç şikâyet etmeden orada durmuş, yoldan geçen ve onun yüzüne bile bakmayan birkaç kişiye elindeki broşürleri dağıtmaya çalışıyordu.
Aslında gittiği her yerde yakışıklı ve çekici olmasından dolayı tüm gözler onun üzerinde olurdu. Belki de enerjisinden dolayı insanlar ondan etkileniyor, onun etrafında olmak için çabalıyordu ama şu an dışarıda olan herkes bir an önce gölge bir yer bulmak için çabalıyordu. Bu yüzden kimsenin dikkatini çekmiyordu.
Tişörtü ve saçları terden sırılsıklam olmuştu. Avuçlarının terinden elindeki broşürler ıslanmış, mürekkepler birbirine karışmaya başlamıştı ama o bunların hiçbirini umursamıyordu. Ara sıra nefes almakta zorlanıyor, gözleri kararıyor, bayılacak gibi hissediyordu ama bu da onu durdurmuyordu. Şu an yaptığı iş onun canından bile daha önemliydi.
Elindeki broşürde bir çeşit kişisel gelişim eğitimi hakkında bilgiler yer alıyordu. Başka bir bölgede dağıttığı broşürlerde temel İngilizce eğitim bilgileri, başka birinde ise metafizik eğitimi ile ilgili bilgiler vardı. Bunun gibi daha birçok eğitim broşürü dağıtmıştı ama bunların hepsi yalandı. Böyle eğitimler yoktu, kendisi de eğitmen değildi. Bunları sadece
insanları kandırarak kendisine çekmek, göz boyamak için bir paravan olarak kullanıyordu, hepsi bu. Asıl amacı, kendisinin kurduğu ve lideri olduğu bir tarikata mürid toplamaktı. İnsanları daha kolay kandırabileceğinden dolayı gençlerin eğitim adı altında kendisiyle iletişime geçmelerini sağlıyor, yüz yüze görüşme için ikna ediyor, daha sonra bomboş vaatlerle beyinlerini yıkayarak tarikatına sokmaya çalışıyordu ama şimdiye kadar sadece üç tane mürid toplayabilmişti. Bunun sebebi insanların böyle oyunlara kanmayacak kadar akıllı olmaları değil, eğitime önem vermeyecek kadar cahil olmalarıydı. Efe tüm bu broşürleri eğitim adı altında dağıtıyordu ve buna rağmen kimse onunla ilgilenmiyordu.
“Efendim, kişisel gelişim eğitimimizle ilgilenir miydiniz? Deneme amaçlı ücretsiz kursumuz var efendim. Buyurun, bakar mısınız? Affedersiniz, kursumuzun ücretsiz denemesi var.”
Efe önünden geçen herkesi ikna etmek için çabalıyordu ama nafile. Burada, bu sıcağın altında bunu başaramayacağını anlayınca yer değiştirmeye karar verdi. Yere koyduğu çantasını alıp broşürleri içine koydu ve oradan uzaklaştı. Oldukça büyük ve işlek bir caddedeydi, buna rağmen dışarısı bomboştu.
Artık güneş gözlüğünü takması gerekiyordu çünkü başı çatlayacak gibi hissediyordu. Biraz daha ilerlediğinde bir polis aracı gördü. Anında durdu. Aracın çakarları açıktı ve park halindeydi. İçinde iki tane polis memuru oturuyor, boş gözlerle etrafa bakınıyorlardı. Efe oradan geçip geçmemek konusunda kararsız kaldı. Onu daha önce burada şikâyet etmişlerdi. İki polis tarafından, bir daha buralarda dolanırsa gözaltına alınmakla tehdit edilerek bölgeden kovulmuştu. Bu polisler onlar olabilirdi de olmayabilirdi de.
Efe kısa bir süre düşündükten sonra araçtaki polislerin zaten dalgın olduklarını fark etti ve başını öne eğip hızlıca yanlarından geçmeye karar verdi. Güneş gözlüğünü taktı, çantasının kulpunu sıkıca tutarak aracın yanından geçti. Hızlı adımlarla ilerlerken birinin arkasından seslendiğini duydu.
“Beyefendi, bakar mısınız?”
Sonra bir araç kapısının kapandığını duydu. Ona seslenenin polislerden biri olduğunu anladı. Dudağını ısırdı, sonra sakin kalmaya çalışarak arkasını dönüp etrafına bakındı. Polis memuru aracın yanında durmuş, ona eliyle yanına gitmesi için işaret yapıyordu. Efe etrafa göz gezdirerek memuru görmemiş gibi davrandı ve tekrar önüne dönüp yürümeye devam etti.
Memur tekrar seslendi.
“Beyefendi, durun.”
Polis de onun peşinden yürümeye başladı. Efe onun ayak seslerinin kendisine yaklaştığını anlayınca önce adımlarını hızlandırdı, sonra koşmaya başladı. Polis de peşinden koşuyordu. Biraz sonra aracın sirenleri çalmaya başladı ve araç da onun önünü kesmek için diğer yönden hızla ilerlemeye başladı.
Efe var gücüyle koşuyor, bir yandan da küfürler sayıyordu. Demek polisler onun düşündüğü gibi dalgın değillerdi. Etrafı gerçekten izliyorlardı. Efe’de onların epey dikkatini çekmişti. Belki de daha önce onu uyaran polislerden biriydi.
Efe caddenin sonuna geldiğinde araç yoluna atladı. Etrafına hiç bakmadı. Gözünü karşı kaldırıma dikmişti. Araçların arasından koşarak karşıya geçti. Araçlar ani frenler yapıyor, kornalar çalıyor, bazıları camlardan başlarını uzatıp ona bağırıp çağırıyordu.
Polis memuru, Efe’nin durduğu araçların arasından geçerek onun peşinden koşmaya devam ediyordu. Bir yandan da telsizinden birilerine anons geçiyor, yol tarifi yapıyordu. Muhtemelen araçtaki arkadaşıyla konuşuyordu.
Efe bir ara sokağa daldı. Polis de onun peşindeydi. Sokağın sonuna doğru ilerlerken buranın bir kentsel dönüşüm alanı olduğunu fark etti. Bütün binalar yıkıma hazırlanıyordu. Hiç düşünmeden binalardan birinin içine girdi ve kapının hemen dibinde duvara dayanıp beklemeye başladı. O polisi hazırlıksız yakalayacak, onu pataklayacak, gerekirse güç kullanacaktı. Bunu yapmaktan korkmuyordu. Ne diye korkacaktı ki? Ellerinde silah olmasa hiçbiri bir şüphelinin peşinden gitmeye cesaret edemezdi.
Polis de yıkılmaya hazır metruk binaların arasına daldı. Sonunda belindeki silahını kılıfından çıkardı ve emniyet kilidini kapatıp namluya bir mermi sürdü. Sonuçta neyle karşılaşacağını bilmiyordu, tedbirli davranıyordu.
Efe’nin ise elinde hiçbir silah yoktu. Ne kesici ne delici. Onun tek silahı yumruklarıydı. Bunun yeterli olacağını düşünüyordu.
Polis silahını doğrultmuş, ağır adımlarla binaların arasında dolaşarak bağırıyordu.
“Neredesin? Çık ortaya, bir şey yapmayacağım.”
Efe sırıttı. Memur oldukça genç ve yakışıklıydı. Muhtemelen acemiydi. Belki de sadece üniforma için polis olmuştu ama Efe onun karizmasını birazdan yerle bir edecekti. Memur onun bulunduğu yere yaklaştığında Efe biraz daha ilerlemesini bekledi. Şimdi memurun arkasında kalmıştı. Yavaş adımlarla saklandığı yerden çıktı ve memurun üzerine doğru yürüdü. Çıt çıkarmıyordu ama memur muhtemelen dürtüsel olarak bunu hissetmiş ve hızla arkasına dönmüştü.
Aniden göz göze geldiler. Efe ona bir yumruk savurdu ama memurun refleksle geri çekilmesinden dolayı yumruğu boşa gitti. Sonra memur onun üzerine atıldı ve Efe kendisini toparlayamadan onun suratına bir yumruk attı. Efe bu yumrukla serseme döndü, sendeledi ve duvara yapıştı. Memur tekrar onun üzerine atıldı ama Efe bu kez de bir tekme savurdu. Tekmesi memurun kasıklarına gelmişti. Memur bu acıyla iki büklüm oldu ve silahını yere düşürdü. Efe bunu fırsat bilerek koşarak oradan uzaklaştı. Memurun silahını alabilirdi ama bu riske girmek istemedi. Bir silaha ihtiyacı yoktu. Neden başını durduk yere belaya sokacaktı ki?
Efe tekrar araç yoluna geldiğinde durdu ve etrafına bakındı. Nefes nefese ve kan ter içinde kalmıştı. Etrafta görünürde bir polis aracı yoktu. Bunu fırsat bilerek tekrar koşmaya başladı ve oradan uzaklaştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SON MÜRİD (Bölüm 3/II)

Yeliz oturduğu yerde irkildi. Kollarını masaya, başını da kollarına dayamış uyuya kalmıştı. Gözlerini birkaç kere kırparak başını kaldırdı, ...