21 Temmuz 2026 Salı

SON MÜRİD (Bölüm 2/I)


Efe ofisinde oturmuş, dalgın bir halde karşı duvarda asılı olan tabloya bakıyordu. Tablo çamur ve su kullanılarak yapılmıştı. Gelişi güzel dağıtılmış çamur, su ile karıştırılarak bulanık bir görünüme sahip olması sağlanmıştı. Ayrıca tuvalin etrafı ateşle yakılarak yer yer parçalanmıştı. Bu tabloyu geçen sene kandırarak ağına düşürdüğü ve hâlâ kendisinin emri altında olan bir mürid yapmıştı. Efe onu kandırmanın çok zor olacağını sanmıştı çünkü genç adam bir hukuk fakültesi öğrenciydi. Oldukça bakımlı, tertipli ve akıllı bir gence benziyordu. Efe ondan pek umutlu olmasa da genç kandırılmakla kalmamış, bu tarikata ve şeyhine resmen canı pahasına bağlanmıştı. Bu, Efeyi de şaşırtmıştı ama hâlinden memnundu. O genç, Efe ve bu tarikat için canını bile ortaya koyardı. Bu tabloyu da tarikatına olan bağlılığının bir simgesi olarak yapmıştı. Çamur ve yanık. Bataklık ve Ateş. Bataklık Ateşi. Tarikatın adı buydu. Oldukça özgün ve güçlü bir isimdi. Tablonun yapımı için kullanılan malzemeler de tam olarak bu ismi simgeliyordu. Efe’nin dalgınlığını ofisin açılan kapısı bozdu. Başını çevirdiğinde tablonun sahibi genç göründü. Çocuk yirmi yaşındaydı, tam yönetilecek bir yaştaydı. Aklı başına gelip gerçekleri öğrenmeden önce Efe ondan olabildiğince yararlanmaya, onu kullanmaya çalışıyordu. Çocuk ellerini önünde birleştirmiş, başını öne eğmiş, kapının önünde duruyordu.
“Şeyhim, geldiğinizden beri buradan çıkmadınız. Sizi hiç iyi görmedim. Bir sıkıntınız mı var?”
Efe gözlerini tekrar duvardaki tabloya dikti ve dalgın bir halde karşılık verdi.
“Sana bir şey soracağım ama bana dürüstçe cevap vereceksin.”
“Tabii ki şeyhim.”
“Eğer bir gün beni götürürlerse ne yaparsın?”
Genç, göz ucuyla ona baktı, kaşlarını çattı. Şaşkın ve meraklı bir hâli vardı.
“O ne demek şeyhim? Sizi kim götürecek ki?”
“Herhangi birisi işte. Polis olur, mafya olur, ne bileyim.”
“Polis ya da mafya sizi neden götürsün ki şeyhim? Siz kötü bir şey yapmıyorsunuz ki. Siz sadece...”
“Sadece soruma cevap ver.” dedi Efe ona dönerek. “Ne yapardın?”
Genç tekrar başını öne eğdi ve hiç düşünmeden cevap verdi.
“Tabii ki peşinize düşerdim şeyhim. Sizi alana kadar da peşinizi bırakmazdım.”
“Peki beni almak için ne yapardın?”
“Eğer sizin serbest kalacağınızı bilseydim canımı verirdim şeyhim.”
“Hiç düşünmez miydin?”
“Hayır şeyhim.”
Efe bu kez ayağa kalktı. Derin bir iç çekerek pencereye yaklaştı, siyah perdeyi açıp pencereyi araladı ve odanın biraz havalanması için açık bıraktı. Sonra aynanın karşısına geçti.
“Şeyhim, yemek hazır. Bugün hiçbir şey yemediniz,” dedi genç adam.
“Geliyorum.”
Genç adam geri geri giderek kapıdan dışarı çıktı ve kapıyı kapattı. Efe aynada bir süre kendisini seyretti. Uzun boylu ve zayıftı ama sıska değildi. Belirgin ve biçimli yüz hatları, omuzlarına düşen kumral saçları vardı. Aynaya her baktığında kendisine hayran oluyordu. Etrafındakiler de böyle düşünüyordu. Girdiği her ortamda gözleri üzerine çekiyordu. Bu ilgi onun hoşuna gidiyordu ama hiçbir halta yaramıyordu. Görüntüsü işini kolaylaştırmıyordu. Ne kendisine daha fazla mürid bulabiliyordu ne de kadınlar yanına yaklaşıyordu. Yakışıklı olduğu kadar bakımlıydı da... Temiz ve düzenliydi. Ama kendisinde, kadınları iten ya da en azından yaklaşmalarını engelleyen bir şey vardı. Görünmez bir kalkan, onları kendisinden uzak tutan bir güç. Görüntü her şey değildi. Bu yüzden yıllardır yapayalnızdı. Hayatına hiç kadın girmemişti. Elbette bir kadının peşinden koşacak hâli yoktu. En azından birilerine bazı sinyaller veriyor, ilgi gösteriyordu ama nafile. Bu yüzden artık kadın beklemeyi de bırakmıştı. O bu dünyada eşsiz ve yalnız kalacaktı. Buna mahkûmdu, bunu kabullenmişti. Elbette bazen ihtiyaçları oluyordu ama bunu da mastürbasyon yaparak karşılamaya çalışıyordu. Hiç yoktan iyiydi.
Ofisinden çıkıp yemek salonuna geçti. Masada üç kişi vardı; kendisine sadık üç mürid. Bunlar da şimdilik idare ederdi ama daha fazlasına ihtiyacı vardı. Üç kişiyle ne yapabilirdi ki? Bir yerlerde yanlış yapıyordu ama nerede yaptığını bir türlü bulamıyordu. Bunun üzerine düşünmeli ve kendisine farklı yöntemler geliştirmeliydi.
Sofraya oturduğunda masadakiler hâlâ onun yemeğe başlamasını bekliyordu. Efe ellerini birleştirip gözlerini kapattı. Masadakiler de aynısını yaptı. Efe sofra duası etmeye başladı.
“Tanrım, bugün de karnımızın doymasına izin verdiğin ve bize bu nimetleri verdiğin için sana sonsuz teşekkür ederiz. Amen.”
Gençlerin hepsi bir ağızdan tekrar etti:
“Amen, amen, amen.”
Sonra Efe yemeğini yemeye başladı. Gençlerden biri bir şey söylemek için sabırsızlanıyordu; bu her hâlinden belliydi. Ama yemeğin bitmesi ve herkesin sofradan kalkması gerekiyordu çünkü sofrada yemek sırasında herhangi bir şey konuşmak kesinlikle yasaktı.
İçlerinden biri buraya ilk geldiğinde bu kuralı unutarak bir diğerinden tuz istemişti. Bunun üzerine diğer iki genç dehşet içinde birbirlerine bakmışlardı. Efe o an o genci sofradan kaldırmış ve bodruma götürmüştü. Onu bir güzel ıslatıp ölümcül olmayan voltajda elektrik vermişti. Bunun üzerine bir daha sofrada yemek sırasında hiç kimse ağzını açmamıştı. Efe sofradan kalkana kadar hiç kimse sofradan kalkmaya bile yeltenmemişti.
Bulundukları mekân çok fazla işlek olmayan ve neredeyse terk edilmiş bir mahallede, müstakil bir binaydı. İki katlıydı, bir de bodrumu vardı. Etrafta kimse olmadığından dolayı burada işlerini rahatlıkla yapabiliyorlardı.
Binanın zemin katında Efenin ofisi, yemek ve oturma odası ve topluca çalıştıkları ayrı bir oda vardı. Üst katta yatak odaları vardı ama odaların yalnızca ikisi doluydu. Efe yalnız kalıyor, diğer üç genç tek odada kalıyordu. Diğer boş odaları da her ihtimale karşı hazır vaziyette boş tutuyordu. Belki kendisine yeni müridler bulursa direkt yerleşmeleri için hazır bir oda olmasını istiyordu.
Bodrum katı ise daha karanlık işler için kullanıyordu. Gençlerin bilmediği başka işler ve cezalandırmalar için. Şimdilik rahat ve güvendeydiler ama yakın zamanda buradan taşınmak zorunda kalabilirlerdi. Efe daha önce çok fazla yer değiştirmişti. Kovulmuş, şikâyet edilmiş, yakalanmıştı. Bunun gibi sorunlardan dolayı hiçbir yerde bir aydan fazla kalamamıştı ama ilk kez yaklaşık iki yıldır aynı yerde kalıyordu. Bu gençleri emri altına aldıktan sonra sorun yaşamamıştı çünkü seçtiği yer doğru bir yerdi. Ama yakında burası da elinden gidecekti. Boş evlerin sahipleri ve müteahhitler ortalıkta cirit atıyordu. Efe buraya kira ödüyordu ama sonuçta önemli olan ev sahibinin isteğiydi. O istediği an evi boşaltması gerekecekti.
Ev sahibi yanındaki gençleri onun kardeşi olarak biliyordu; yani dört erkek kardeş beraber yaşıyordu. Eğer ev sahibinin istediğini yapmazsa başı tekrar derde girebilirdi. Şimdiden kendisine yeni bir mekân aramaya başlasa iyi olurdu.
Efe karnını doyurduktan sonra masadan kalktı. Gençler de hemen yerlerinden kalkıp ellerini önlerinde birleştirdiler.
“Ben yatacağım, beni rahatsız etmeyin.” dedi Efe.
İçlerinden biri bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama Efe çoktan arkasını dönmüş, kapıya doğru ilerliyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SON MÜRİD (Bölüm 3/II)

Yeliz oturduğu yerde irkildi. Kollarını masaya, başını da kollarına dayamış uyuya kalmıştı. Gözlerini birkaç kere kırparak başını kaldırdı, ...